İktidâ ~ اقتداء
Almanca Sözlük - İktidâ ~ اقتداء maddesi. Sayfa: 32 - Sira: 13

İktidâ - اقتداء almanca anlamı, اقتداء - İktidâ almanca osmanlıca ne demek. Osmanlıca-Almanca sözlükte اقتداء - İktidâ kelimesi nasıl geçiyor. İktidâ osmanlıca nasıl yazılır. İktidâ nedir, İktidâ ne demek arapca yazılışı.
Was bedeutet İktidâ اقتداء auf Türkisch? Was bedeutet İktidâ اقتداء ? İktidâ اقتداء Bedeutung des osmanischen deutschen Wörterbuchs.
ماذا يعني İktidâ اقتداء باللغة التركية؟ ماذا يعني ؟ İktidâ اقتداء معنى القاموس الألماني العثماني.
İktidâ اقتداء در ترکی به چه معناست؟ İktidâ اقتداء به چه معناست؟ İktidâ اقتداء معنی فرهنگ لغت آلمانی عثمانی.
İktidâ ~ اقتداء güncel sözlüklerde anlamı:
iKTiDA ::: Uymak, tâbi olmak. Birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışmak. İttiba etmek.
iktidâ' ::: (a. i.) : tabî olma, uyma.
iktidâen ::: (a. zf.) : tabî olarak, uyarak.
ıktıdâ ::: (a. i.) : uyma, tâbi olma.
ıktıdâen ::: (a. zf.) : ıktıdâ suretiyle, uyarak, tâbi olarak.
iktidâ ::: uyma.
iKTiDa ::: Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
İşte o peygamberler Allahü teâlânın hidâyet ettiği kimselerdir. Sen de onlara iktidâ et. De ki: "Ben buna (peygamberlik vazîfemin îfâsına) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O Kur'ân-ı kerîm âlemler için öğütten başka bir şey değildir. (En'âm sûresi: 90)
Benden sonra, Ebû Bekr'e ve Ömer'e iktidâ ediniz. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Hâkim)
Benden önce Allahü teâlânın bir ümmete gönderdiği bir peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden Havârîleri ve sünnetine tâbi olan, emrine iktidâ eden eshâbı, arkadaşları olmasın. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Bizim büyüklerimizin yolunun esâsı ikidir: Birincisi; Resûl-i ekremin sallallahü aleyhi ve sellem sünnetine yâni bildirdiği İslâm dîninin îmân ve amel ile ilgili hükümlerine iktidâ, ikincisi tâbi olduğu âlim ve velîyi çok sevmek. (İmâm-ı Rabbânî)
Kendisinde imâmlık şartları bulunmadığı hâlde imâmlık yapan kimseye iktidâ etmemelidir. (İbn-i Âbidîn)
iKTiDa ::: Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
İşte o peygamberler Allahü teâlânın hidâyet ettiği kimselerdir. Sen de onlara iktidâ et. De ki: "Ben buna (peygamberlik vazîfemin îfâsına) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O Kur'ân-ı kerîm âlemler için öğütten başka bir şey değildir. (En'âm sûresi: 90)
Benden sonra, Ebû Bekr'e ve Ömer'e iktidâ ediniz. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî, Hâkim)
Benden önce Allahü teâlânın bir ümmete gönderdiği bir peygamber yoktur ki, o peygamberin ümmetinden Havârîleri ve sünnetine tâbi olan, emrine iktidâ eden eshâbı, arkadaşları olmasın. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Bizim büyüklerimizin yolunun esâsı ikidir: Birincisi; Resûl-i ekremin sallallahü aleyhi ve sellem sünnetine yâni bildirdiği İslâm dîninin îmân ve amel ile ilgili hükümlerine iktidâ, ikincisi tâbi olduğu âlim ve velîyi çok sevmek. (İmâm-ı Rabbânî)
Kendisinde imâmlık şartları bulunmadığı hâlde imâmlık yapan kimseye iktidâ etmemelidir. (İbn-i Âbidîn)
iktidâ ::: uyma , uymak , tabi olmak
iktidâ ::: uyma
iktidâ' ::: (a. i.) tabî olma, uyma.
iktidâen ::: (a. zf.) tabî olarak, uyarak.
ıktıdâ ::: (a. i.) uyma, tâbi olma.
ıktıdâen ::: (a. zf.) ıktıdâ suretiyle, uyarak, tâbi olarak.
İKTİDA :::